More Cool Stuff At POQbum.com

11/4/2008 · Kategori: Haber

ANNELERDE SSK’LI YAPMA TELAŞI

Eski yasaya dahil olma mücadelesi
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nın yürürlüğe gireceği tarihte sigortalı olanlar, emeklilik şartları açısından bugünkü yasa şartlarıyla emekli olacaklarından, anne ve babalar, çocuklarını sigortalı yaptırma telaşına kapıldı
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nın yürürlüğe gireceği tarihte sigortalı olanlar, emeklilik şartları açısından bugünkü yasa şartlarıyla emekli olacaklarından, haklı olarak anne ve babalar, yeni yasa öncesinde çocuklarını sigortalı yaptırma telaşına kapıldıYeni yasadan önce sigortalı olan çocukların avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:

Prim ödeme avantajı
Emekli olmak için iki şart aranıyor: Belli sayıda prim ödeme ve belli yaşı doldurma. Bugünkü yasaya göre, kadın ve erkek sigortalı 7000 gün prim ödeme şartıyla emekli olabiliyor. Yeni yasa prim şartını 7200 güne çıkartıyor. Yeni yasadan önce sigortalı olan çocuğun emekli olmak için 200 gün prim avantajı olacak.

Yaş avantajı
Bugünkü yasaya göre emeklilik için kadın sigortalıda 58, erkek sigortalıda 60 yaş aranıyor. Yeni yasa ile, kadın ve erkek sigortalıda emekli olma yaşı 65’e yükseltiliyor. Yeni yasadan önce sigortalı olan kız çocukları 65 yerine 58 yaşında emekli olacağından 7 yıl avantaj sağlayacak. Erkek çocuk da 65 yerine 60 yaşında emekli olacağından 5 yıl avantajı olacak.

Aylık bağlama oranı Bugünkü yasaya göre 25 yıl çalışanın aylık bağlama oranı yüzde 65. Yeni yasa 25 yıl çalışanın aylık bağlama oranını yüzde 50’ye indiriyor. Aylık bağlama oranına gösterilen tepki üzerine, Emek platformu ile varılan mutabakat sonunda, yasa çıktığı tarihte sigortalı olanlara ilk 10 yıllık çalışması için her yıla yüzde 3, sonraki her yıla yüzde 2 aylık bağlama oranı verilmesi kararlaştırıldı. Üzerinde mutabakata varılan yeni aylık bağlama oranına göre, yeni yasadan önce sigortalı olan ve 25 yıl çalışana yüzde 60 oranında aylık bağlanacak. Oysa yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra sigortalı olan ve 25 yıl çalışana yüzde 50 oranında aylık başlanacak. Dolayısıyla, yeni yasa çıkmadan sigortalı olan çocuklar, yeni yasa çıktıktan sonra sigortalı olanlara nazaran yüzde 10 daha fazla emekli aylığı alacaklar. Yeni yasadan önce sigortalı olmak avantaj sağlıyor. Ancak, çocuklar yaş şartı aranmadan sigortalı olabilir mi? Konunun hem İş Kanunu’nu hem de SSK’yı ilgilendiren boyutu var.

İş Kanunu yönünden çocuğun çalışması

4857 sayılı İş Kanunu’nun 71’inci maddesine göre, 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaları yasak. Yani, yasa
15 yaşından küçük çocukların çalışmasını yasaklamış. Bunun tek istisnasını, ilköğrenimini bitirmiş olan ve 14 yaşını
doldurmuş çocukların hafif işlerde çalıştırılması oluşturuyor. Bu çocukların hangi işlerde çalıştırılabileceği ise
‘Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te belirlenmiş. Söz konusu yönetmelik
14 yaşını dolduran ve 15 yaşını doldurmamış kişiyi ‘çocuk işçi’ olarak tanımlamış ve ilköğrenimini tamamlamış
olmak şartıyla, çocuk işçilerin kümes hayvanları besiciliği, ipek böcekçiliği, esnaf ve sanatkarların yanında satış işlerinde, çiçek toplama işlerinde, gazete ve dergi dağıtım işinde, fırın-pastane ve işçisiz lokantada komi olarak, çiçek satışı gibi işlerde çalıştırılabileceğini hüküm altına almıştır. Aynı yönetmelik, 15 yaşını dolduran ancak, 18 yaşını doldurmayan kişiyi ‘genç işçi’ olarak tanımlamış ve genç işçilerin de, meyve ve sebze konserveciliği, meyve ve sebze kurutma işleri, helva, ağda, pekmez imalat işleri, kasaplarda yardımcı işler, çay işletmesi işleri, kuru yemiş hazırlama işi, süpürge ve fırça imalat işi, büro işleri ve yardımcı işler, balıkhane işleri gibi işlerde çalışmasına izin vermektedir. Bu işler dışında çalıştırılmalarını ise yasaklamaktadır. Ayrıca, taraf olduğumuz uluslar arası bazı sözleşmelerde
çocuk işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. Sonuç olarak İş Kanunu açısından 15 yaşından küçük, ilköğrenimini tamamlaması şartıyla 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaktır. 14 veya 15 yaşındaki çocukların da hangi işlerde çalışacağı teker teker yönetmelikte belirlenmiştir. Bu yasaklamaya uyulmamasının ciddi idari para cezası olduğu gibi, adli yargıya kadar uzanan bir başka boyutu da vardır.

SSK yönünden çocuğun çalıştırılması

8 Eylül 1999’dan sonra sigortalı olanlar için, mevcut yasaya göre ve yeni çıkacak yasaya göre normal emeklilik için sigortalılık süresinin bir önemi bulunmamaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi belli sayıda prim ödeyen ve belli yaşı
dolduran, emekli olabilmektedir. Bu açıdan, yeni yasa yürürlüğe girmeden önce, çocukların bir gün de olsa sigortalı olması, bugünkü yasa şartlarına tabi olmak için yeterli olacaktır. Ancak tabiki bu durum 14 veya 15 yaşını dolduran ve belirtilen işlerde sigortalı çalışacak çocuklar için geçerlidir.

14 yaşından küçük çocuk sigortalı olamaz mı?
Maalesef yasalarımızın tüm çalışma hayatını kavramadığı açıkça ortadadır. 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaları yasak olmasına rağmen, bazı işlerde 14 yaşından küçük çocukların çalıştırıldığı da görülmektedir. Örneğin, reklam flimlerinde, dizilerde, sinema flimlerinde, defilelerde, sirklerde sıfır yaşına kadar her yaşta küçük çocuğun çalıştırıldığı da bir başka gerçektir. Genellikle sanat yönü olan bu işlerde çalışan çocuklar, istisnai olarak yaş sınırı aranmadan sigortalı olabilirler. Bu işlerin dışında 14 ve 15 yaşından küçük çocukların sigortalı olmaları
belli riskler taşımaktadır. Ancak, bu riskler göze alınarak 14, 15 yaşın altındaki çocukların da sigortalı yapılarak çalıştırıldığı görülmektedir. Bu durum, sigortalı tescili yapılırken, SSK’nın, İş Kanunu’nu dikkate almadan yani, yaş kontrolü ve denetimi yapmamasından kaynaklanmaktadır. İşe giriş bildirgesinde yaşa bakmadan sigorta sicil numarası verildiğinden, hangi yaşta olursa olsun, çocuğa sigorta sicil numarası alınmaktadır. Bu konuda vurdum duymaz ve yasalarla çelişen uygulamaya son verme ihtiyacının olduğuna da hiç kuşku yoktur.

 

Ekrem Sarısu
Vergi ve sigorta uzmanı
POSTA

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

28/5/2007 · Kategori: Haber

TED ALİAĞA KOLEJİ’NDE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONFERANSI...

 

TED ALİAĞA KOLEJİ’NDE KONUŞAN ERMENİ ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ UZMANI M.SERDAR PALABIYIK, “ULUSLAR ARASI YASALARA GÖRE, 1915 OLAYLARI ASLA SOYKIRIM DEĞİL!”

 

“TÜM TARİHİ BELGELER GÖSTERMEKTEDİR Kİ 1915 OLAYLARINDA BİR TOPLULUĞU YOK ETME KASTI BULUNMADIĞINDAN KESİNLİKLE SOYKIRIM OLARAK NİTELENEMEZ”

 

 

ALİAĞA TİCARET ODASI

ALİAĞA (25.05.2007) -  İzmir’in Aliağa ilçesinde TED Aliağa Koleji tarafından Aliağa’da düzenlenen “Gerçeğin İzinde Ermeni Sorunu” adlı seminerde, Sözde Ermeni Soykırımı iddiaları bilimsel ve tarihsel kanıtlarla bir kez daha çürütüldü. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Ermeni Araştırmaları Enstitüsü (ERAREN) Uluslararası İlişkiler uzmanı Mustafa Serdar Palabıyık, Ermeni diasporasının iddialarının bilimsel, hukuksal ve tarihsel dayanaktan yoksun olduğunu ifade etti.

 

TED Aliağa Koleji,  Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Ermeni Araştırmaları Enstitüsü (ERAREN) Uluslararası İlişkiler uzmanı Mustafa Serdar Palabıyık’ın katılımıyla “Gerçeğin İzinde Ermeni Sorunu” adlı bir seminer programı gerçekleştirdi. PETKİM Kültür Merkezi’nde düzenlenen seminere, TED Aliağa Koleji Vakfı Başkanı ve Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka, TED Aliağa Dernek Şube Başkanı Av. Akif Akça, Öğretmenler, veliler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

 

SOYKIRIM NİTELEMESİ YAPILAMAZ…

Seminerde anlatımını görsel sunum eşliğinde yapan Mustafa Serdar Palabıyık,  Ermeni sorununun; tarihi, hukuki, sosyal, uluslar arası ilişkiler ve psikolojik boyutuyla bütüncül ele alınması gerektiğini dile getirerek, “1915 olayları, asla bir soykırım olarak nitelendirilemez. Çünkü bunun çok güçlü bir hukuki yanıtı var. Bu yanıt; 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesinin 6. maddesinde gizlidir. Bu maddede, bir olayın soykırım olarak nitelendirilmesi için yetkili bir mahkeme kararının olması gerektiği belirtilir. 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bir mahkeme kararı günümüze kadar alınmış değildir. Dolayısıyla hukuki olarak bakıldığında 1915 olaylarının soykırım olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Zaten günümüzde soykırım olduğunu söyleyenler bunu hukuki temelle değil, siyaseten söylemektedirler.”

 

Palabıyık aynı anlaşmanın 2. maddesine göre de “Bir suçun soykırım olarak değerlendirilmesi için ‘bir toplumu ortadan kaldırma amacı’ taşıması gerekiyor. Ama 1915 tehcirinde böyle bir amaç asla söz konusu olmadı” dedi. Bugüne kadar Yahudi Soykırımı, Ruanda Soykırımı ve Bosna Hersek Srebrenitza katliamının soykırım olarak kabul edildiğini kaydeden Palabıyık, “1915 olaylarında, bir toplumu ortadan kaldırma amacı yoktur. Hatta, Balkan Savaşları’nın sürdüğü zorlu 1913 yılında Osmanlının Dışişleri bakanı Gabriel Noradunkyan bir Ermeniydi. Osmanlı’da Ermeniler toplumun her zaman saygınlık gören, güvenilir bir topluluğu olarak kabul edilmiş, Darphane, baruthane gibi stratejik önemdeki kurumlar Ermeni Bürokratlar tarafından yönetilmiştir. 1915 tehciri sırasında İstanbul’daki Ermenilere de dokunulmamış, huzurlu bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. O halde, 1915 tehcirinde Ermenileri yok etmeye dönük bir amaç söz konusu olmadığından bir soykırımdan asla söz edilemez” dedi.

 

Konuşmasını Almanya tarihi ile Osmanlı tarihini karşılaştıran sunum eşliğinde sürdüren Palabıyık, “tüm tarihi belgeler göstermektedir ki 1915 olaylarında bir topluluğu yok etme kastı bulunmadığından kesinlikle soykırım olarak nitelenemez” dedi.

 

Ermenilerin toplumda zenginleştiğini, Osmanlı yönetiminde yüksek makamlarda görev yaptıklarını söyleyen Palabıyık, Ermenilerin, 19. yüzyıldan itibaren gücünü kaybeden Osmanlılar'a karşı bağımsızlık için ayaklandıklarını ve Ermeni terör çetelerinin Birinci Dünya Savaşı'nda Rusya ve Fransa ile işbirliği yaparak Osmanlı ordusuna karşı savaştıklarını, kurdukları çetelerle pek çok kişiyi öldürdüğünü, bunun üzerine  tehcirin gündeme geldiğini kaydetti.

 

TED Aliağa Koleji Öğrencilerinin de sorularıyla zenginleştirdiği seminerin sonunda TED Aliağa Şubesi Başkanı Av. Akif Akça, Mustafa Serdar Palabıyık’a günün anısına plaket takdim etti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/4/2007 · Kategori: Haber

 

İNGİLİZCE ÖĞRENMEK & KULLANMAK

İLERİ DÜZEY İNGİLİZCE SEVİYESİ NEDİR ?

İYİ ANLAMAK KONUŞMAK DEMEK  DEĞİLDİR

İngilizce öğrenmek kolaydır çünkü İngilzce yapı itibarı ile tek düze kurallardan oluşan bir dildir.Yani İngilizce öğrenmek için çok zeki olmaya gerek yoktur. Dileyen ve uğraşan herkes kolayca İngilizce öğrenebilir.

Önemli olan plan yapmak ve hedef belirlemektir. Kendinize şu soruları sorun:

>> Neden İngilizce öğrenmeliyim
>> Vakit ayıracak mıyım?
>> Gerçekten istiyor muyum?
>> Nereye kadar götüreceğim?
>> Hangi kaynakları kullanmalıyım?
      >> Yazının devamı

İngilizce dil seviyesinin ileri düzey olarak adlandırılabilmesi için dil becerilerinin hepsinde iyi olmanız gerekmektedir. Yani Gramer, Okuma, Konuşma, Yazma, Dinleme becerilerinizin hepsinin iyi olması gerekir.


İngilizceyi sadece anlayan biri değil aynı zamanda üretebilen biri olmalısınız. Bana göre asıl sorun burada başlıyor.

>> Yazının devamı

 

İngilizce eğitim süreçlerini hep öğrenerek geçirenlerin orta ve ileri düzey seviyesine geldiklerinde yaşadıkları en büyük sorundur bu.

"Okuduğum her şeyi anlıyorum ama aynı şeyleri ben yazamıyorum " diye yakınırlar. Hatta "Yahu biri konuştuğunda anlıyorum ama iş cevap vermeye gelince şaşırıp kalıyorum" diye de bol bol şikayet ederler.

>> Yazının devamı

İNGİLİZCE TEST ÇÖZÜM TEKNİKLERİ

 MAKALELER  - HABERLER - DUYURLAR- KÖŞE YAZILARI
+ ÖNEMLİ DERS NOTLARI & İP UÇLARI  
+ OKUMA SORULARI ÖNEMLİ BAĞLAÇLAR 1

+ KENDİ KENDİNE SINAVA HAZIRLIK YAPMAK

+ ÖNEMLİ GARMER KONULARI NELERDİR?

+ PREPOSITIONS NEDIR ?
+ YDS SORU SAYISI
+ CLAUSE NEDİR ve CLAUSE TÜRLERİ
+ kpds VE üds soru tipleri ve soru sayIsI 
+ Paragraf SorularI Nasıl Çözülür
+ TENSE NASIL ÇALIŞILIR?
+ KELİME SORULARI NASIL ÇÖZÜLÜR ?
+
Cloze Test soruları nasıl Çözülür?
+ VERİLEN CÜMLEYE EN YAKIN ANLAMI BULMAK
+ TEMEL ANLAMI BULMAK
+ BAZI ÖNERİLER
+ Paragraf Soruları Nasıl Çözülür
+ Paragraf Tamamlama Taktikleri
+ Çeviri Soruları  İp Uçları

+ Anlamı Bozan Cümle

+ GRAMER TAKTİKLERİ


Ahmet AKIN
İng.  Öğretmeni

 İNGİLİZCE ÖĞRENMEYE NEREDEN BAŞLAMALIYIM ?

Gün geçtikçe İngilizce öğrenimine harcadığımız zaman ve para artıyor. Çünkü dünya İngilizce konuşmaya, yazmaya ve şarkı söylemeye başladı. Doğal olarakta İngilizce öğrenmek için emek zarf edenlerin sayısı git gide artıyor. Buraya kadar bir sorun yok ama iş nasıl ve nerden başlamak gerektiğine gelince ozaman ortaya bir kargaşa çıkyor ve kafalar karışıyor tabiki. Bence İngilizce öğrenmeye başlamadan önce kendinize  şu soruları sormalısınız:

>> Devamı

ingilizce kelime HARİKA BİR KELİME OYUNU
3 Seviyeden oluşan bu kelime oyunu şu İngilizce Dil Seviyelerine göre ayrılmıştır:

+ TEMEL SEVİYE (EASY)
+ ORTA SEVİYE (MEDIUM )
+ iLERİ SEVİYE (DIFFICULT)

>> Oyuna Başla
     

Gramer Testleri l Cümle Tamamlma Testleri l Okuma & Paragraf Testleri l Paragraf Soruları Nasıl Çözülür  l Paragraf Tamamlama Soru Taktikleri  l Çeviri Soruları için İp Uçları  l Anlamı Bozan Cümle  l BAZI  ÖNERİLER  Sınavada yanında bulundurması gerekenler  l ÖSYM l Sözlük l Kelime Testleri l Work and Travel l Yurtdışı Dil OKulları l Staj l Özdoy  l Avrupa Vizeleri l Kanada Göçmenliği l Properties in Kas Turkey l WAT l AKIN İSKELE KALIP l ELT Work And Travel l Ankara'da İngilizce Kursları WAT US l Ziyaretçi Defteri l Bursa İngilizce Kursları l Ankara İngilizce Kursları l İstanbul İngilizce Kursları l İzmir İngilizce Kursları l Adana İngilizce Kursları l Eskişehir İngilizce Kursları l Antalya İngilizce Kursları l KİTAP TANITIM & SATIŞ l KPDS KASIM 2006 SONUÇLARI

www.herkeseingilizce.com
Herkese Ücretsiz İngilizce

  <****** language=********** type=text/**********> var sc_project=2098118; var sc_invisible=0; var sc_partition=19; var sc_security="cc04b303"; <****** language=********** src="http://www.statcounter.com/counter/counter.js" type=text/**********> StatCounter - Free Web Tracker and Counter counter create hit

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/3/2007 · Kategori: Haber

Küresel ısınmaya karşı cin fikirler!   19.03.2007     Radikal

Bilim insanları birbirinden 'çılgın' projelerle gezegeni kurtarmaya çalışıyor. Planlar arasında yapay volkan da var, 'Güneş şemsiyesi de...

WASHINGTON - Küresel iklim değişikliğine karşı mücadele etmek için en şaşırtıcı projelerden biri Nobel ödüllü bilim adamı Paul Crutzen'den geldi. 16 yıl önce Filipinler'de patlayan Pinatubo Volkanik Dağı'nın, püskürttüğü kükürt parçalarının atmosferde güneş ışığını yansıtarak bir yıl boyunca Dünya'yı serinletmesinden ilham alan Crutzen, yapay bir volkan yapma kararı aldı. ABD'deki Ulusal Atmosferik Araştırmalar Merkezi, altı hafta boyunca insan yapımı volkanın bilgisayar simülasyonunu hazırladı.
Bir başka çılgın fikir de Arizona Üniversitesi'nden astronom Roger Angel'dan... Angel'ın tasarladığı, Dünya'yla Güneş arasına konulacak trilyonlarca yansıtıcı diskten oluşan 'güneş şemsiyesi', biraz da olsa gezegenin sıcaklığını düşürmeyi planlanıyor. Angel, sistemle Güneş ışınının yüzde 2'sini geri döndüreceğini ileri sürüyor. Şemsiyenin oluşturulabilmesi için 16 trilyon diske ihtiyaç var ve projenin maliyeti 4 trilyon dolar.

Radyatör ağaç işe yarar mı?
Bilimsel ismi 'hava yakalama' olan başka bir sistem için ise ağaç benzeri radyatörler kullanılması öneriliyor. Columbia Üniversitesi'nden profesör Klaus Lackner'in aklına 'yapay ağaç' fikri, ortaokuldaki kızının bilim fuarı projesini öğrendikten sonra gelmiş.
Lackner, milyarder Richard Bronson'un havadaki karbondioksit miktarını azaltacak, uygulanabilir bir projeye 25 milyon dolarlık ödül verceğini açıkladıktan sonra, kimyasal emiciler kullanarak havadaki karbondioksiti alabilecek ve gazı sıkıştırabilecek hava filtreleri geliştirmeye karar vermiş. 60 metre yüksekliğindeki proje hayata geçerse, filtrenin her biri yılda 25 ton karbondioksiti emecek.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nce yapılan bir araştırma da, doğru adımlar atılırsa küresel ısınma konusunda suçlanan kömürün çevresel ve ekonomik olarak kullanımına devam edilebileceğini gösterdi. Çalışma, karbondioksit gazının yer altında tecrit etmesini veya depolanmasını sağlayacak teknolojinin kullanılmasını öneriyor.
Çaresizlikten yapılan bu çalışmalar, bazı bilim insanlarını yan etkileri olabileceğinden dolayı endişelendirse de araştırmalar devam ediyor.

20 yıl sonra milyonlar susuz kalacak   10.03.2007     Cnn Türk

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından hazırlanan taslak rapora göre, küresel ısınma nedeniyle 20 yıl içerisinde yüzmilyonlarca kişi susuz kalacak.

Çeşitli ülkelerden bini aşkın bilim adamının hazırladığı ve gelecek ay Brüksel'de yapılacak toplantı öncesinde hükümetlerin bilgisine sunulacak olan taslak rapora göre ısının ve deniz seviyelerinin yükselmesinden ötürü kıyılarda oluşacak seller nedeniyle dünyada her yıl onmilyonlarca kişi evlerini terk etmek zorunda kalacak.
 
Taslağa göre susuzluk 20 yıl sonra özellikle Afrika ve Latin Amerika'da yüzmilyonlarca kişiyi etkileyecek.
 
2050 yılından itibaren ise Afrika'da 1 milyar kişinin susuz kalacağı tahmin ediliyor.
 
2080'de ise susuzluğun etkileyebileceği kişi sayısının 1.1 ile 3.2 milyar arasında olacağı tahmin ediliyor.
 
Taslağa göre, küresel ısınmasının etkilerinden ötürü 2080'de 200 ila 600 milyon kişinin açlık çekeceği, yine 2080'li yıllarda sellerin her yıl 100 milyon kişiyi etkileyeceği hesaplanıyor.
 

 
BM İKLİM RAPORU'NDAN...
 
2 Şubat'ta açıklanan BM iklim raporunda, küresel ısınmanın son 50 yılda yüzde 90 oranında insan eliyle yaratıldığı ve asırlarca süreceği belirtildi.
 
Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen iklim değişikliği panelinde, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu tarafından 21 sayfalık bir rapor
yayımlandı.
 
Grup Başkanı Rajendra Pachauri, raporu "daha önceki araştırmaların birkaç adım ötesine giden çok etkileyici bir belge" olarak nitelendirdi.
 
Grup en son 2001 yılında yayımladığı raporda "Sera gazları küresel ısınmaya yol açan faktörlerden biri olabilir" demişti.
 
Aradan 6 yıl geçti, bilimadamları bu kez, "20'nci yüzyılın ikinci yarısındaki sıcaklık artışı yüzde 90 insanların eseri" diyor ve yaklaşan felakete dair olgular sıralanıyor.
 
Raporda, insan eliyle sera gazlarının salımının neden olduğu bugünkü sorunlar, şöyle sıralandı: Daha az soğuk günler, daha sıcak geceler, öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı kuraklıklar ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artış (Özellikle Atlas Okyanusu'nda).
 
Raporda ayrıca, ''Eğer şimdi bunun kötü olduğunu düşünüyorsanız, 21'inci yüzyıl boyunca zararlı etkileri, 20'nci yüzyıl sırasındaki etkilerinden daha büyük olacak'' denildi.
 
RAPORDAN ÇARPICI TESPİTLER 

  • 2100'e kadar sıcaklık 1.8 ile 4 derece artacak. Bu binlerce yıldır iklimde meydana gelen en dramatik değişiklik
  • Uzun süreli ve yoğun sıcak hava dalgalarıyla daha sık karşılaşacağız
  • Uygarlaşma ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın ya da sera gazlarının salımı ne kadar azalırsa azalsın, küresel ısınma ve deniz seviyesinin yükselmesi asırlarca sürecek. Okyanuslardaki su seviyesi 18 ile 59 santimetre yükselecek
  • Daha şiddetli fırtınalar görülecek
  • Sıcaklık dalgaları daha sık yaşanacak
  • Kutup buzulları eriyecek. 2100 yılı yazında artık Antartika olmayabilir
  • Bangladeş'ten Hollanda'ya pek çok kıyı ülkesi sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya
  • Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    23/3/2007 · Kategori: Haber

    100 YTL'ye Bir Okul Yaptırmak İster misiniz?

    "...Genciz, güzeliz ve çok heyecanlıyız... Tam da üretebilecek, bir şeyleri düzeltebilecek kıvamdayız... Tıpkı sizler gibi..." diyerek işe koyuldular. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Ankara Valiliği'ne, sivillerden üniversite öğrencilerine kadar geniş kesimlerden yardımlar ve desteklerle 100 YTL'ye Okul yaptırıyorlar...

    Onlar bu işi yüreklerinde bitirmişler zaten. Ellerinde olsa bütün köylere ilçelere Türkiye’nin dört bir yanına okul kuracak ve küçük beyinlere bütün imkanlarını seferber edecekler, ediyorlarda ama işin başındalar ve desteklerinize ihtiyaçları var... Bu roportajı okuduktan sonra sizde içinizde tarif edilemez bir şeylerin harekete geçtiğini hissedeceksiniz...

    Merhaba bize öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

    Bizler üniversite mezunlarıyız. Türkiye’nin farklı yörelerinden kopup gelen, farklı renklerde, farklı yaşlarda, farklı görüşlere sahip, olaylara farklı açılardan bakan bireyleriz...

    Hani vaktiyle “Okusun da vatana millete faydalı bir insan olsun” denen çocuklar vardı ya, işte bizler onlarız... Eve getirdiği parayla değil de karneyle aferin alan, dersine çalıştığı için teşekkürü takdiri hakeden, kulakları “Demek ki çalışınca oluyormuş”larla, gözleri ilgilenilmenin güveni ile dolan bireyleriz. Farklılıklarımızın yanında aslında o kadar çok ortak noktamız var ki birlikte hareket etmememiz için hiç bir neden yok.

    Yani bizler imkan içinde büyümesinden dolayı imkanlı, bilinç içinde yetişmesinden dolayı, bilinçli; pırıl pırıl bireyleriz... Geçmişin geleceği, geleceğin geçmişi, bugününse sahibiyiz... Genciz, güzeliz ve çok heyecanlıyız... Tam da üretebilecek, bir şeyleri düzeltebilecek kıvamdayız... Tıpkı sizler gibi...

    Neden böyle bir giriş yapıyorsunuz derseniz, size gaz vermeye çalışıyoruz:)

    100 YTL’ye 1 okul isimli bir projeniz var. Bize bu projeden bahseder misiniz? Proje nasıl doğdu? Projenin mimarları kimlerdir?

    Evet, "100 YTL’ye Okul" isimli bir projemiz var... Katılımcılarının küçük katkılarından kocaman bir başarı elde etmeyi amaçlayan

    bu proje, çağımızın en güçlü iletişim organı internette, ODTÜ’nün ev sahipliğinde, vicdanlarımızın harekete geçmesinden doğmuştur. Bu projenin mimarları gerçek mimarlar, mühendisleri çiçeği burnunda mühendisler, planlayıcıları geleceğin planlamacılarıdır... (Bölümler arası ayrım demek! Sosyoloji yok mu be??) Yani katılımcılarının aynı zamanda fikirsel destek verebildiği ve projenin gidişini yönlendirebildiği bir projedir "100YTL’ye Okul Projesi"...

    Her katılımcının kendine göre amaçlar belirleyebilecegi projemizin amaçlarını şu cümlelerle ifade etmek istiyoruz:

    · Yakından uzağa, varlıktan yoksulluğa, bilgiden cehalete bir köprü kurmak,
    · Yok saymanın ve fırsat eşitsizliğini kanıksamanın sorunları çözemeyeceğini görüp, başkalarının da yaşamlarında güzel şeyleri hak ettikleri gerçeğini hatırlatmak,
    · Hayata farklı açılardan bakan bireylerle aynı hedef doğrultusunda bir araya gelerek somut bir işe imza atmak.
    Bunlar projemizin başlıca amaçlarıdır...


    Bir de merak ettiğimiz; sizin de sitenizde yer verdiğiniz “Yol Haritanız” var. Bu harita nedir?

    Yol haritamız, amaçlarımızı gerçekleştirmede uygulayacağımız yöntemleri tanımlar ve bunları belli bir planlamaya tabi tutar... Yol haritamızı da diğer şeyler gibi sürekli güncellemeye ve geliştirmeye çalışmaktayız.

    Projelerinize birlikte yön veriyorsunuz, nasıl biraraya geldiniz, toplandığınız belirli yerler var mı?

    Çoğunlukla birbirlerini daha önceden tanımayan insanlarız. ODTÜ Mezunlarının buluşma alanı olan www.odtumezunlari.gen.tr internet sitesindeki bir forumda filizlenen bu proje etrafında bir araya geldik. Dünyanın dört bir yanından internet vasıtasıyla hiçte küçümsenmeyecek katkıları olan katılımcılarımız var. Örneğin internet sitemizin teknik altyapısı ve yönetimi Amerika’da doktorasını yapmakta olan bir arkadaşımız tarafından sağlanmaktadır... Ankara ve İstanbul’da yaşayan mezunlar olarak 100 YTL’ye Okul Projesini hayata geçirebilmek için her hafta ODTÜ Mezun Dernekleri’nde biraraya gelip çalışmalar yapmaktayız. Yaptığımız bu çalışmalar bize çok şey katmakta, aynı zamanda vaktimizi böyle güzel bir işle değerlendiriyor olmanın verdiği mutluluğu yaşamaktayız.

    Bildiğimiz kadarıyla projenize Milli Eğitim Bakanlığı ve Ankara Valiliği de destek veriyor. Bu destekten biraz bahseder misiniz?

    Projemizin önemli aşamalarından arsa tahsisi, inşaat projesi hazırlama, yapı denetimi gibi konuları Milli Eğitim Bakanlığı ile, Okul Yaptırma Protokolü, kampanya oluşturma gibi konuları da Ankara Valiliği ile iletişim halinde yürütmekteyiz. Şu ana kadar projemizi tanıttığımız bütün kurumlar ellerinden gelen kolaylıkları sağlayacaklarını ifade ettiler.

    Peki okulun yapılacağı yeri nasıl belirlediniz? Bu konuda Milli Eğitim’den, valilikten veya üyelerinizden bilgi ya da görüş talep ettiniz mi?

    Okulu nereye yapacağımız konusu üzerinde uzun süren

    çalışmalarımız oldu. Bütün katılımcıların konuyla ilgili fikirlerini ve önerilerini almaya çalıştık. Aynı zamanda Ankara’ya bağlı İlçe Milli Eğitim Müdürlükleriyle tek tek iletişime geçerek okul ihtiyacı olan yerleri belirledik. Okul yaptıracağımız yer konusunda belli kriterler tanımlayıp etkilerini ağırlık matrisi yöntemiyle oluşturduk. Bu kriterlerin en önemlileri ağırlıklarıyla birlikte şu şekilde ifade edilebilir:

    1. Mevcut ve gelecekteki derslik ihtiyacı, 25.1%
    2. Ankara'ya yakınlık, 20.8%
    3. Mevcut ve gelecekteki sosyo-kültürel altyapı, 20.7%
    4. ODTÜ-MD ve ODTÜ ile ortak yapılabilecek sosyal ve eğitim etkinlikleri, 17.9%
    5. İhtiyacı karşılayacak büyüklükteki okulun tahmini maliyeti, 5.7%
    6. MEB'den alınacak ihtiyaç listesi, 4.1%
    7. Olası aynı bağışların olası yerdeki etkisi, 3.8%
    8. Bağış toplayabilme kolaylığı, 1.9%

    Sonuç olarak Ankara ili, Sincan ilçesi, Çoğlu köyü’ne 16 derslikli bir ilköğretim okulu yaptırmaya karar verdik. Bu kararımızı Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ilettik, onlarla iletişim halinde arsa tahsisi ve protokol imzalama konularında sona yaklaşmış durumdayız.

    Gerçi okul yaptırmak başlı başına bir yardım ama siz okulu yaptırdıktan sonrada işin peşini bırakmıyor ve yardım etmeye devam ediyorsunuz. Okulu yaptırdıktan sonra ne gibi yardımlarınız oluyor?

    Okul yaptırmak projemizin ilk ayağını oluşturmaktadır. İnşaat sonrası iletişimi çok önemsiyoruz. Bu yüzden okulumuzun ODTÜ’ye yakın bir yere yapılmasına özen gösterdik. İnşaasını tamamlayacağımız bu okulu kardeş okul olarak tayin edip, -ODTÜ topluluklarının katkısına da başvurarak- öğrencileriyle sosyal ve kültürel iletişim kurmak projemize çok önemli bir anlam katacaktır. Bizim az veya çok sahip olduğumuz, ve bulunduğumuz yere gelmemizde büyük katkısı olan şans faktörünü doğuştan elde edememiş ne kadar çok çocuğa bu yolla destek olabilirsek o kadar amacına ulaşmış kabul edecegiz projemizi...



    Ömründe hiç tiyatroya götürülmemiş çocuğun okuluna ücretsiz tiyatro götürmek, dershaneye gitme imkanı bulunmayan çocuklara ücretsiz kurslar vermek, ayakları üşüyen çocuğa bot, kitap parası bulamayan çocuğa kitap, ilgiye muhtaç çocuğa ilgi götürmek projemizin ikinci ayağını oluşturmaktadır.

    Kısaca somutla soyutu ustaca birleştirip, ihtiyacı olan çocukların hayatında ve kendi hayatımızda olumlu değişiklikler yapmak en önemli hedefimizdir...

    Kendi hayatımızdaki değişiklikler şimdiden gerçekleşmeye başladı. Bu değişikliği yaşamak üzere sizleri de aramızda görmek için sabırsızlanmaktayız.

    Projeye destek vermek için ODTÜ öğrencisi ya da mezunu olmak zorunda mıyız? Dışarıdan herhangi birisi destekte bulunabilir mi?

    Projemiz bütün duyarlı yurttaşların projesidir... Sadece maddi desteklerine değil aynı zamanda fikirlerine ve manevi desteklerine ihtiyaç duymaktayız... Çoğunlukla ODTÜ mezunu olsak da projemizin ve toplantılarımızın kapısı herkese sonuna kadar açıktır... Örneğin aramızda sürekli biraraya geldiğimiz Hacettepe, Gazi, İstanbul Teknik ve Yıldız Teknik üniversitelerinden mezun arkadaşlarımız var, projenin yürütülmesi ve yönlendirilmesinde onların da ciddi katkıları var.

    Projenize maddi manevi destek vermek isteyen gönüllülerin neler yapması gerekiyor?

    Aramıza katılmak isteyenler işe www.okulayuzverin.org sitesine tıklayarak başlayabilirler. Eğer arzu ederlerse calışmaları daha yakından takip edebilmeleri ve müdahil olabilmeleri için yahoo e-posta grubumuza uye olabilirler... Ayrıca ODTÜ Mezunları Derneği ve İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği projemize destek olmak amacıyla bağış hesap numaraları açmışlardır. Konuyla ilgili detaylı bilgileri internet sitemizde bulabilirsiniz.

    Son olarak sizin eklemek istedikleriniz...

    Projemiz ODTÜ Mezunları Derneği ve İstanbul ODTÜ Mezunları derneği başta olmak üzere Türkiye’deki tüm ODTÜ Mezun Dernekleri tarafından desteklenmektedir.

    Projemiz hakkında bilgi edinmek, yapılanları takip etmek, aramıza katılmak, her türlü görüş ve öneride bulunmak, hatta projeye yön vermek çok kolay...

    Sitemize tıklayın, e-posta grubumuza üye olun, toplantılarımıza katılın, aktivitelerimizde yer alın, bize gaz verin, size gaz verelim...

    Gelin hep birlikte bir mucize gerçekleştirelim ve 100YTL’ye kocaman bir okul yaptıralım... Fikirlerinize, heyecanınıza, coşkunuza ve desteğinize ihtiyacımız var...
    100 YTL’ye Okul Projesi Katılımcıları.

    www.okulayuzverin.org

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    8/3/2007 · Kategori: Haber

    Hükümet, yürürlük tarihi 1 Temmuz 2007'ye ertelenen sosyal güvenlik reformu için 'B planı' hazırladı. Üniversite hastanelerine sevksiz başvurabilme olanağından SSK ve Bağ-Kurlular da yararlanabilecek

      Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin kısmi iptal kararı nedeniyle yürürlük tarihi 1 Temmuz 2007'ye ertelenen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın ikinci kez ertelenmesi olasılığı nedeniyle harekete geçti. Bu kapsamda Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Maliye ve Sağlık bakanlıkları "B planı" hazırladı.

    Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) koordinasyonunda yürülen çalışmanın amacı sağlık hizmetlerinde norm ve standart birliğini sağlamak. Proje hayata geçtiğinde, SSK ve Bağ-Kurlular ile bu kurumların emeklileri tedavi olanakları daha geniş olan üniversite hastanelerine sevksiz olarak gidebilecekler.

    Vaka başına ödeme
    Sağlık paketindeki yeni uygulamaların en önemli ayağını, üniversite hastanelerinin tüm sigortalılara sevksiz açılması oluşturacak. SGK'nın teknik çalışmaları ve maliyet analizlerini tamamlamasının ardından, mevcut düzenlemelere göre sadece Emekli Sandığı iştirakçilerine tanınan üniversite hastanelerine sevksiz başvurabilme olanağından SSK ve Bağ-Kurlular da yararlanabilecek.

    Uygulama esasları üzerinde çalışmaların sürdüğü plan çerçevesinde ortaya çıkacak maliyet artışı da, "vaka başına ödeme" modeli ile sınırlandırılacak. SGK yetkilileri, hedeflerini "bütün sigortalıların aynı kalitede sağlık hizmeti alması" şeklinde özetlerken uygulamanın bütçeye ek yük getirmeyeceğini belirttiler.

    Yetkililer, "Tüm üniversite hastaneleri aynı yoğunlukta çalışmıyor. Bazı üniversite hastaneleri her türlü teknik imkâna ve kapasiteye sahip olduğu halde gelen hasta sayısının az olduğunu kaydediyor. Bu nedenle üniversite hastanelerinin tüm sigortalılara sevksiz açılması görüşü ağırlık kazandı" dedi.

    Hacettepe: Kalite düşmez
    Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen, üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerden daha az hastaya baktığını, devletin gerçekçi hesaplamalarla bedelini ödemesi koşuluyla uygulamaya sıcak yaklaştıklarını söyledi. Özgen, "Ayakta tedavide paket fiyat da, tüm sigortalılara hizmet verilmesi de sadece ekonomist gözüyle bakılmadan uygulanırsa doğru olur. SSK'lı da Bağ-Kurlu da sevksiz gelirse sağlık kalitesi düşmez" diye konuştu.

    Ankara: Hasta azalmıştı


    Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, ilgili bakanlarla geçen hafta bir araya geldikleri toplantıda üniversite hastanelerinin sorunlarını da konuştuklarını anlattı. Üniversite hastanelerine gelen hasta sayısında dikkat çekici bir azalma olduğunu belirten Aras, şunları söyledi: "Tüm sigortalıların hastanelerimize gelmesi yoğunluk yaratmaz. Öğrencilerimiz nezleden kansere kadar pek çok hastalığa ilişkin eğitim görüyor. Bu nedenle üniversite hastanelerinin birinci basamak sağlık hizmetinde de kullanılmasını istiyoruz. Çalışma, Maliye ve Sağlık bakanlarımıza bu sorunu aktardık. Bu konuda bir proje yürütüldüğünü söylediler."

    9 Eylül: Herkes seçebilmeli


    9 Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı da, "hangi sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olursa olsun sigortalıların doktor seçme özgürlüğüne sahip olması gerektiğinin" altını çizerek, "Uygulama başlarsa yine her hastane kendi kapasitesi kadar çalışacak. Hizmet kalitesinin düşmesi söz konusu olmaz" dedi.

    Marmara: Ödemeler aksamasın


    Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mithat Erenus, uygulamanın hastalar için faydalı olacağını belirterek, "Bizim için olumsuz uygulama değil. Ancak üniversitelerin artan hasta yükü karşısında ayakta durması için para akışı ve ödemeler kesintiye uğramamalı, gerçekçi maliyetler sunulmalı. Kapasitemiz yettiği sürece hastalara bakarız" dedi.
    Çalışma Bakanlığı'nın 2006 verilerine göre, SSK şemsiyesi altında 40 milyon kişi, Bağ-Kur şemsiyesi altında da 17 milyon kişi bulunuyor.

    Tomografi paket dışı kalacak

    Üniversite hastanelerinin tüm sigortalılara sevksiz açılmasının önündeki en büyük engelin sağlık bütçesindeki olası sapma olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede Danıştay 5. Daire'nin, "çağdaş tanı ve tedavi araçlarından yararlanmayı engellediği" gerekçesiyle yürütmesini durdurduğu "vaka başına ödeme modeli"nin, eleştiriler dikkate alınarak yenilenmesi üzerinde duruluyor.
    Planlamaya göre, sağlık kuruluşları, bazı teşhis giderlerini kalem kalem Maliye Bakanlığı'na bildirmek yerine "ayakta tedavi" kapsamındaki tahlillerde vaka sayısı üzerinden faturalandırma yapacak. Ancak MR ve tomografi gibi görüntüleme hizmetleri bu pakete dahil edilmeyecek.

    TTB: Yığılmaya neden olur

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), yeni sağlık paketine sıcak bakmadı. TTB Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, üniversite hastanelerinin ciddi bir ekonomik darboğazda bulunduğunu, uygulamanın hastanelerde yığılmaya neden olacağını öne sürdü. Gürsoy, şöyle dedi:
    "Kalitesiz hizmet doğuracak 'sürümden kazanma' mantığı, son derece yanlış ve tehlikeli. Üniversiteler son başvuru kurumudur. Üniversiteler aynı zamanda eğitim ve araştırma merkezleridir."

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!